Beklenen telefon çalar
• Alo?
• Naber, Dido? Hazır mısın?
• Hazırım, hazırım
• Şapka taktın dimi? Gözlük falan?
• Herhalde yaa.Şubenin önünde buluşacağız, dimi?
• Aynen. Arabayı bırak, ayağına dolanır şimdi. Taksi ile gel
• Anlaştık. Çıkıyorum ben. Hadi görüşürüz
• Dikkatli gel
• Tamam
Bir gün yazı peşinde koşarken şişleyecekler zaten az kaldı 🙂 Evden çıkmadan önce aynada son görüntümü şöyle bir süzdüm. Hakikaten sivil polise benzedim. Siyah kısa deri ceketimle çok karizmatik oldum be! : ) Taksiyi beklerken kulaklığımı taktım…
• İyi akşamlar
• Size de
• Nereye?
• Vatan, Emniyet…
‘Bu dilden firar eden her söz yaydan çıkmış ok gibi!
Sözler bazen bir hazine bazen dermansız bir dert tipi.
Geçmiş dünden bahsetmek lezzetsiz.
Gelmemiş yarından hep mi şikâyetçiyiz biz?
Aklımın ipinin ucu da kaçmış, timsah katreleri boşalsın.
Bir iki damla hiç değersiz.
Hüzün ve kaderin pençesinde bir dev; Nam-ı Değersiz!
Gece-Gündüz ömürden yontar, Dünya dönmez yarensiz!
Bugün ömür yarım gün, serbest kalsın fikrim.
Senin tozlarını silemez tenimden ellerim.
Varlık ruhu terk eder; gözüm gözünden ayrılınca.
Bendeki Aşk altın misali ağırlığınca’
İstanbul
Vatan Caddesi
Narkotik Şube
23:16
• Neredesin ya?
• Ancak geldim. Trafik var hala bu saatte
• Normal. Cumartesi gecesi, millet aleme akıyor. Sivile benzemişsin harbiden de. Ama fazla temiz yüzlüsün
• Faça atacak zamanım yoktu kusura bakma : )
• Hahahaha : ) Tanıştırayım. Ahmet de şubeden benim ortağım
El sıkışarak karşılıklı memnun olduğumuzu belirttik;
• Didem de bizim çok sevdiğimiz bir abimizin kızıdır, emanetidir..
Fluence’ i göstererek;
• Biz bununla gideceğiz. Diğerleri önden ekip otosu ile gidecek. Dönüşte malum kalabalık olacağız, Allah’ın izniyle…
• İnşAllah
‘Sensiz benlik yokluk demek, kalbim sana emekçi
Aşk denen illet; çorak arazide tilki misal kurnaz bekçi
Başım sarkıt bir mahalsiz, cümle yolumun önüne taş
Dudakların kadehi nikâh eden, çakır keyif dertdaş
Gören derki; sel ağzına bina yapmak aptal işi
Yel eserse kırmaz dişimi, kalp bir körse görmez bir şeyi
Saniyeler dakikalarla yapar alışverişi
Saatler seni alır benden korkarım olamaz gelişi’
Yolda…
• Operasyonda sakın gerçek isimlerimizi verme. Şubenin içini de çok detaylı tarif etme. Her bir haltı yazıyorsun zaten. Normal konuşurken bile ekrana konuşuyor gibi hissediyor insan. Aklıma gelmişken bu arada operasyonu yazacaksın onu anladım da… İyi de bundan sonraki yazı için ne işine yarayacak ki?
• Serhan, ben sana soruyor muyum? K9 köpeklerinizi eğitirken kokaine alıştırıyor musunuz diye?
• Hahahaha : ) Allah seni alan adama sabır versin!
• Höö, çok komik! Şubenin sabah şekeri misin sen?
• Sigara içebilir miyim?
• Hayır. Midem bulanıyor arabada sonra
• Öf be Didem!
• Bu gece kaç kişiyi toplayacaksınız?
• Yedi tane! Beş tane Kulüp’ün içerisinde dolanıyor. İki tanesi de dışarıda Vale… Paraları bölüşüyorlar. Aslında bunlar ayakçı dediğimiz grup. Uzun zamandır izliyoruz köpekleri. Bizim Ahmet düzenli olarak mal aldı. Alıştırdı kendini… Bir de müşteri kazandırdı onlara. Bu gece hepsini takas yaparken toplayacağız. Bunlarda her yol var. Doğu’dan kızları getirip grup partilerinde satıyorlar. Üniversitelere dadandılar iyice. Ne görüntüler düştü elimize. Asıl bunların Baron’larına ulaşacağız… Sen niye sardın bu konuya? Uğur Mumcu gibi olma başımıza
• Sağ ol, öldürdün beni iki dakikada
• Allah korusun… Kılına zarar gelemez… Sıkar biraz. Şaka yapıyorum
• Soruna cevap vermek isterdim ama sanırım yazının selameti açısından susmak daha iyi
• Arabayı şuraya çekelim. İzleyeceğiz bir süre. Ahmet’ler gelirler birazdan yanlarına mal almak için
İstanbul / Taksim
Çok ünlü bir gece kulübü önü
‘Hasret gözümün ışıklarını söndüren alçak misafir
Afitap sönük bir mum, ayrılık hain bir zehir
Melek yanımda yüzünü saklar, felek yüzüme kaş çatar
Bir tek bu hüznü sen boğarsın, ipek tenin derime batsın
Rüzgâr saçını süpürse mest olur bakışlarım
Adınla uyanır kulaklarım, yüzünle açar göz kapaklarım
En güzel şiirlerimde kaleme adını sayıklatırım
Odamın Hayaletisin Sessizliğine Aşığım’
• Aha Ahmet’ler geldi. Pazarlık başladı… Yakasının içinde kayıt çipi var. Şunun sesini açıyım dur…
• Medyadan da çok müşterileri var mı bunların?
• Ohooo dolu… Zamanı var baskın için ama. Orospu çocuğuna bak parayı az buldu. Ahmet’lerden parayı alıp malı verdiği an iki Vale’yi de yere yapıştıracaklar. O sırada biz de katılacağız. Mekâna gireceğiz aniden. Arkamda dur. Dibimden ayrılma sakın. Şu Polis yazan yeleği giy
• Sen?
• Bende giyeceğim şimdi
• Serhan, çıkışlar tutuldu mu?
• Dört kişi arka kapıların oradalar. Kaçamazlar. Üç tane Sniper da karşı binanın çatısında
• Evdeki silahı almadın dimi?
• Yok, almadım ya. Ne alaka?
• Heh, iyi. Benimkini kullanırsan daha iyi olur. Ne olur ne olmaz!
• Aylardır elime almadım ya. Bir şey olur mu ki?
• Poligonda üçgen vuruyorsun kızım sen. Bir şey olmaz. Hem emniyet amaçlı bu sadece… Bir bok yapamazlar!
Serhan, yeleğini giydi…
• Çık hadi
Sesler gelir;
Yat yere, yat yat yat!!
‘Derdime çare baytarım yok
Dengeme destek tut ki durayım
Şafak güneşin fermanı geçer, acı tatlı sayılı zamanın sancısı
Ama melek bir yandan, şeytan bir yandan
Başım zindan yokluk var, bu kaçıncı şikâyetim bilmem’
Hızla koşuyorduk. Serhan öndeydi ben ise arkada. Mekânın önüne geldik. Vale’lere kelepçeleri taktılar. Arka kapısı kilitli olan mavi araca bindirdiler. Kaçmaları için patlatmaları lazım diye düşündüm. Camların içinde bile tel vardı
• Amirim siz önden buyurun
Bana dönerek;
• Amirim siz de…
• Ben mi?
Serhan bana öyle bir baktı ki sanki küfür etti. Ben hemen yazarlığın verdiği doğaçlamamı yapıştırdım!
• Mekânı iyice sardı mı içerdeki çocuklar!
• Evet, amirim. Sivil arkadaşlar kontrol altına aldı. Kimse kıpırdayamaz
Yürürken çaktırmadan Serhan’a baktım. Gülmemek için kendini zor tutuyordu. Ağzının ortasına sümsüğü çakacaktım az daha!
İçerisi yıkılıyordu. Ses o kadar yüksekti ki! Aaaa dedim içimden… Mehmet Erdem’in tekrar söylediği, Barış Manço’nun ‘Gibi Gibi’ şarkısını çalıyorlar. Süpermiş! Sizi bilmem ama çocukluğumuzdan beri “şarkı falı” oynarız. Çok gariptir ki en olmadık anlarda öyle bir şarkı duyarsınız ki…
‘Arpa buğday yan yana orak istemez
Yağız at şahlandı mı durak dinlemez
Sanki biraz naz ediyorsun ama senin bana gönlün var gibi
Yüzüme karşı git diyorsun ama sanki gözlerin kal der gibi’
Nasıl baskın yapacağız biz bu gürültüde diye düşünürken bir tane sivil o sırada DJ kabinine daldı. Müziği çat diye kestiler. Megafonu aldı Serhan eline… Bir anda siviller kapadı her yeri!
• Dikkat! Kimse kıpırdamasın. Kimliklerinizi çıkarın lütfen. Görevli arkadaşlar kontrol yapacaktır. Müziği kes, ışığı aç!
Zamanında çok fazla savaş pilotu olmak istemiştim. Birde MIT ajanı. Vay anasını! Havama bak : )
• Kimliklerden nasıl alacağız Serhan?
• Tahmin et?
• Hakkınızda arama var bahanesi ile değil mi?
• Aynen amirim!
• Kes len!
• Hahahaha : ) Aaaa Al Pacino değil mi o?
• Hani nerde?
• Yuh Didem!
• Ya sen hasta mısın?
• Mesleki deformasyon diyelim
• Hahahaha 🙂
• Nasıl direniyor görüyor musun bak! 1-2-3….-5 tamamdır. Topladılar
• Direkt şubeye mi?
• Aynen… Bu gece çocuklar silkelesin bu köpekleri şimdi. Hazır kıvama getirsinler iyice. Yarın öğlen de başlarız sorguya
Çıktık mekândan. Araca tek tek bindirdiler. Tiplere bak dedim içimden. Hepsi o kadar şıktı ki. Tahmin etmezsin yani…
• Didem, ben öndeki araba ile gideceğim. Sen Fluence’ı al git. Bu saatte taksi ile gitmeni istemem. Çocuklar beni bırakır eve. Yarın öğlen 2’de şubeye gelirsin. Ben ancak kendime gelirim çünkü
• Tamam. Hadi görüşürüz. Allah’a emanet
• Eyvallah
• Bana bak!
• Hı?
• Salla! Anladın sen…
• Tamam
Ah şu çocukluğumuzdan kalma ‘şarkı falı’ oyunu…
‘Kaybet bu öfkeni, İçinde sakladığın… Terk et o derdini, Benden almadığın… Sabret sonu aynı değil! Söylüyorum… Dinle, rüyaların her gün aynı, Olmayacak! Şimdi vazgeçersen geriye döneceksin, Gitme! Kaybedince daha çok seveceksin… Biliyorum, hiç bir anlamı yok: Yokluğunda, yokluğunda…’