Şimdi siz benim bazı yazılarımı abarttığımı düşünebilirsiniz. Ama yemin ederim ki değil! Ben on gün evden dışarı adım atmayayım yine hayatımda bir dizi aksiyonlar oluşur.
Evim otobüs durağına yakın olduğu için yatak odamdan insanların İstanbul Kartlarının çıkardığı manyak sesi duyabiliyorum. Annem ise kulaklarımın normal olmadığını, doktora gitmem gerektiğini söyleyip duruyor. Geçen artık beynimin etimin kalmadığı ve şartellerimin attığı bir anda “- Kedi ile mi çiftleştin? Ne biliyim. Kulaklarım keskin işte… Kedi babamın gözleri bozuktu herhalde. Gözlük ve lens kullanıyorum maalesef ” Annem bana orijinal küfürlerinden ve ona çok yakışan tarzı ile bir cevap verdikten sonra “Senin gözlerin çok kitap okumaktan bozuldu bence” dediğini hatırlıyorum. Yine sabahın köründe açtım gözümü ama bu sefer İstanbul Kart sesi değil telefon alarmı ile uyandım. Tipik uyku seven bir insan olduğum için 10 dakikada bir alarmı kurarım ki ayılana kadar çalsın. Yürüyüşe çıkmak için uyandım ve sportif bir şekilde giyinip kalktım. Çocukluğumdan beri zaaflarımdan biri güzel insanlardır. İçimden Allah ne güzel yaratmış derim ve çaktırmadan seyrederim… Hem ailemin hem benim güzele karşı zaafımız vardır. Kendime de takık durumdayım bu yüzden. Mesela “Kedi çişini yüzünüze sürün, farkı göreceksiniz. Cildiniz bebek gibi olacak” deseler… Onu da sürerim ben emin olun! Ömrüm boyunca bildiğim her türlü diyeti yapmışımdır. Tarzı ve zevki olup genelde çok parası olmayanlardanım ben. Sanırım Allah bilerek çok fazla vermiyor herhalde! Balık etli denen türden oldum her zaman… Şu anda düz ayak 1.75 boyum olmasına rağmen 40 beden giyiyorum ama yine de ideal kiloda olmadığımı düşünüyorum. Nefret etmeme rağmen spor yapmaya çalışırım. Asansör kullanmam. Falan filan…
Geçen sabah çıktım spor yapmaya… Nasıl olduysa kendimi bizim Oxford’lu bakkalla gazoz kasalarının üstüne oturmuş çekirdek çıtlarken buldum kendimi!!!!! Sebep??? Tabii ki Hüso yani babam! : )
Bakkala uğradım küçük su almak için…
“- Didem hanım hayırdır”
“-Spor yapmaya başladım”
“- Sebep? Bence iyisiniz”
“- Ama Adriana Lima daha iyi”
“-Aaaaa geçen gün babanız da aynı şeyden bahsediyordu. Bu kız fıstık gibi de akılsız!! Patates suratlı Acun da ne buluyor yaaav diyordu. Gazetede bir haber gördü de…”
“- Babam mıııııııııı?”
“-Evet. Biz alıştık ya. Artık sesimizi çıkarmıyoruz”
Kalanını duymak istemiyordum çünkü en son bu tarz bir şey duyduğumda babam evi yakmış ve biz ana haber bültenine çıkmıştık
Efendim, bizim aile biraz sürüden ayrı halk tabiri ile tuhaftır. Bazen düştüğümüz en berbat durumlar bile garip bir şekilde komiktir. Babam 78 yaşında inatçı bir Kosova’lıdır. Tuttu mu damarı öldür Allah ona beyaza siyah dedirtemezsiniz. Polis ters yöne girdiği için babamı en son çevirdiğinde “Ben 30 yıldır buradan geçiyorum hep aynı yön!!” demişliği vardır. Hep arabasını bir yerlere çarpar ama asla kabul etmez ve annemin tabiri ile nedense hep onun arabasına vururlar! Bunun gibi size binlerce anılarımızı anlatabilirim. Size çok eğlenceli gelebilir bu aile ama ben yorulup aylarca kaçtığım anları bilirim sonra özlemlerine dayanamam ve geri dönerim. Ne kadar didişsem de beş kişilik ailemi çok severim
Geçen annem bakkala mandalina siparişi vermiş. Şansına da kapıyı babam açmış…
Hüso demiş ki;
“Neee? Bu paraya mandalina mı olur be!! Tarla mı alıyoruz? Ben alırım” demiş.Çat kapıyı adamın suratına kapamış. Yapar… Çünkü 2. Dünya Savaşı’nda her şeylerini Balkan’larda bırakıp geldikleri için yokluğun ne olduğunu çok iyi bilir! Ayrıca Hürriyet’i Milliyet’e onu da Posta’ya şikâyet etmişliği vardır. Hızını alamazsa Fenerbahçe’ye kızar ve Aziz Yıldırım’a cukkalı bir mektup yazar. Yazısı da Hitit’lerden kalma hiyeroglif ‘e benzediği ve bunu kendisi de çok iyi bildiği için kâğıdı elime tutuşturur…
“-Sen aramızda yazan tek insansın. Al düzelt şunu sonra da Aziz Yıldırım’a postala”
“-Baba!”
“-Efendim?”
“-Altına isim olarak UGG KISA TÜY yazayım mı?”
(Babam ve annem bana göre çok yaşlı olduklarından onlarla uğraşmaya bayılırım. Gerçekten yaşlılar… Abim ile 16 ablam ile 15 yaş var aramda… Gerisini siz düşünün! Bizim görevli “–Deden evde mi?” diye bana ilk sorduğunda ilkokul 1. Sınıftaki gibi
“–O benim babaaaam yaa!!”diye cevap vermişliğim vardır)
“-UGG KISA TÜY ne ya? Yine alengirli bir şey dedin sen bana”
“- Boşver, baba… Takılma”
Oxford’lu bakkal anlatmaya devam etti…
Hüso yani babam bakkalın önünde duruyormuş. Sen onları çeneye tutarken bütün gazeteleri bir güzel okuyormuş.
“-O kadar okudun al bari!” dediklerinde de
“-Başlıklara baktık ya Allah Allah” diyip başlıyormuş fırça çekmeye. Ya da olmadık şeyler isteyip onları çıldırtıyormuş. Mesela; elmalar oraya olmamış onların alın armutların yanına koyun gibi… Çocuklar da hem onu sevdiklerinden hem yaşlı gördüklerinden hem de benden dolayı sanırım seslerini çıkarmıyorlar.
Ha ne diyorduk? Spor dimi? 2 saat bakkalın önünde çekirdek çıtlarken bence yeteri kadar spor yaptırdı babam bana…
Annemi ise bir melek… Ama Amerikan korku filmlerinde tatlı diliyle insanların kendi kollarını kestirebilecek kadar ürkütücü bir güzellik…
Bütün arkadaşlarım Nuran Sultan’a bayılır… Ama kimse daha hem nefret ettiği hem de çok sevdiği Hüso’dan koparamadı onu…
Olaylar bizde çok… Anlatacağım merak etmeyin…
Sevgilerimle…